Konya Tarihi » İlçelerimiz
İlçelerimiz
AHIRLI Yüzölçümü : 353 km²
Nüfusu : 12009
İlçe Merkezi : 4.570
Köyler : 7.439
Rakım : 1.150 m.   İlçenin kuruluş tarihi bilinmemekte ise de, Romalıların yaşadığı, çevrede bulunan tarihi eserlerde anlaşılmaktadır. Ahırlı İlçesi Bozkır'a bağlı bir kasaba iken, 1991 yılında ilçe statüsüne kavuşmuştur. Eskiden dericilik, leblebicilik, nalburiyecilik ve kasaplık ilçe ekonomisine yön verirken, zamanla göçler nedeniyle bu tür faaliyetler kaybolmuş ve halk genelde tarım ve küçük çaplı hayvancılığa yönelmiştir. Tarım ürünleri olarak; buğday, arpa, nohut, armut ve elma başlıca ürünlerdir. Ahırlı'nın güneydoğusunda kalan ve krater gölü olan Dipsiz Göl turistik yerlerden sayılabilir. Özellikle düğünlerde ve asker uğurlamalarında , düğün evine ve asker evine gerektiği şekilde yardım yapılarak, dayanışma sağlanmaktadır. Yeni doğumlarda da aynı yardım anlayışı olmakla, çocuğun ilk dişi çıktığında ise DİŞ BULGURU pişirilmektedir. Yılın Nisan ve Mayıs aylarında yaylara çıkılır. Ekim ayının başında ise yaylalardan inilir. İlçemiz yemeklerini klasik yemekleri dışında, düğün pilavı, keşli ekmek (saç böreği), gölle (keşkek, hammaddesi buğdaydır), su böreği arabaşı ve köpük helva oluşturmaktadır   AKÖREN Yüzölçümü : 490 km²
Nüfusu : 21.094
İlçe Merkezi : 14.468
Köyler : 6.626
Rakım : 1130 m. Anadolu'nun en eski kenti olan Çatalhöyük'e 49 km gibi yakın bir mesafede olan Akören'in geçmişi M.Ö. 7000-6500 yıllarına kadar dayanmaktadır. Rivayetlere göre buranın gür ormanlarla kaplı ve çok miktarda av hayvanlarının olması nedeniyle "Av vuran" ile "Av veren" veya "Ağaç evreni" anlamına gelen ve "Avren" olarak adlandırıldığı, çevresindeki 7 viraneden gelen halkın bugünkü yerleşim yerinde toplanmasıyla "Akviran" olarak adının değişikliğe uğradığı söylenmektedir. Cumhuriyet döneminden sonra 1961 yılında İçişleri Bakanlığınca Akviran ismi değiştirilerek "Akören" olarak resmen tescil edilmiştir. 4 Ağustos 1914 yılında Akören bucak olmuş ve aynı tarihte belediye teşkilatı kurulmuş tur. 1926 ve 1958 yıllarında iki ayrı ilçe olma girişimleri neticesiz kalmış ve nihayet 19 06 1987 ve 3392 sayılı kanunla kendisine bağlı 8 köyü ile birlikte ilçe statüsüne kavuşmuştur. Daha sonra 20.06.1991 gün ve 91-38043 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile Bozkır İlçesinden ayrılarak mülki yönden kedisine bağlanan Avdan, Dutlu ve Belkuyu ile birlikte köy sayısı 11 olmuştur . İçanadolu Bölgesinin güney batı kısmında yer alan Akören'in kuzeyinde Konya ili ve Abaz Dağları, güneyinde Bozkır ve batısında Seydişehir bulunmaktadır. Sınırları içerisinde May Barajı (7,8 km) ile Akören ve May Göletleri bulunmaktadır. İlçede İç Anadolu Bölgesinin tipik ikilimi olan kara iklimi hüküm sürer. Kışları soğuk ve yağışlı, yazları sıcak ve kuraktır.   AKŞEHİR Yüzölçümü : 853 km²
Nüfusu : 97.339
İlçe Merkezi : 54.903
Köyler : 42.436
Rakım : 995 m.   İlçenin yerleşim birimi olarak kuruluş tarihi kesin olarak belli değildir. Anadolu tarihine yakın bir tarihi vardır. Bölgede Hitit (M.Ö. 1800-1200) Frigya, Lidya, Roma ve Bizanslılar yerleşmiş 1447 yılına ise Osmanlı'ların eline geçmiştir. Kesin belli olmamakla 1868 yılında ilçe 1854 yılında belediye olarak teşkilatlanmıştır. Akşehir'in Milli Kurtuluş Savaşında önemli yeri vardır. 18 Kasım 1921 de Garp Cephesi Karargahı Akşehir'e nakledilmiş 9.5 aylık hazırlık çalışması ilçemizde yapılmıştır. Hazırlık çalışmalarının yapıldığı ve Atatürk'ün bizzat çalıştığı bina halen Atatürk Müzesi olarak kullanılmaktadır. 26 Ağustos 1922 tarihinde başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos günü Zafer'le sonuçlanmıştır. Bugün müzemiz 1905-1906 yıllarında yapılan belediye binası 22 Kasım 1921-24 Ağustos 1922 tarihleri arasında Batı Cephesi karargahı olarak kullanılmış, 1975 yılında yapılan onarımlı alt katı da sergilenmeye açılmıştır. Böylece etnoğratik eserler (Atatürk'ün kullandığı eşyalar), 1. Katta; sergilenirken, üst katta ise Batı Cephesi karargahı (Atatürk, İsmet Paşa, Asım gündüz ve yaverlerinin çalışma odaları olarak düzenlenmiştir.) Akşehir, Nasreddin Hoca ile adını Dünya'ya duyurmuştur. 1208-1284 yıllarında Akşehir'de yaşayan ünlü düşünür ve mizah ustası Nasreddin Hoca anısına yaşatmak için uluslararası ve ulusal düzeyde kutlamalar ve festivaller düzenlenmektedir. İlçe, batısında bulunan Sultan Dağları eteklerinde düz bir ova üzerinde kurulmuştur. Kuzeyinde Tuzlukçu, doğusunda Ilgın İlçeleri, güneyinde Isparta ile çevrilidir. İlçenin kuzeyinde Akşehir Gölü vardır. Genel olarak karasal iklim hüküm sürmekle beraber, Batı Anadolu ikliminin izleri de vardır. Kurtuluş Savaşı hazırlık çalışmalarının yapıldığı ve Atatürk'ün bizzat çalıştığı bina halen Akşehir'de müze halindedir. İlçemizde Nasreddin Hoca Türbesi, Taş Medrese, Selçuklu dönemi eserleri mevcuttur. GÜLMECENİN SEVGİNİN VE BARIŞIN MAYASI NASREDDİN HOCA Günümüzdeki mevcut bilgi ve belgelere göre; Nasreddin Hoca, 1208 yılında dünyaya gelmiştir. 13. yy'da Akşehir ve Konya Medreseleri'nin ününü duyan Nasreddin Hoca, köyünden ayrılarak ilim öğrenmek için Akşehir ve Konya'ya gelir. Daha sonra Akşehir'e yerleşerek burada imamlık, kadılık ve müderrislik görevlerinde bulunur. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden söylentilere karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu Sultanlarıyla tanıştığı, Mevlana ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır. Nasreddin Hoca'nın gülmeceleri, Anadolu İnsanı'nın, belli olaylar karşısındaki tutumunu yansıtan ince zekâ ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını kendine has üslubu ile yansıtmayı bilmiş ve/veya halk onun ağzından bunları dile getirmiştir. Gerek yaşadığı döneme, gerekse çağlar sonrasına mizaha bakışıyla damga vuran Nasreddin Hoca; Akşehir ile bütünleşmiştir. Balkanlar'dan Orta Asya'ya kadar pek çok ülkede anlatılan Nasreddin Hoca Öyküleri; hem mizah yoluyla toplumsal konulara eleştiri getirip, çözümler önermesiyle, hem de hoşgörü, kardeşlik, barış, iyimserlik mesajları taşımasıyla tüm insanlığa seslenir. Nasreddin Hoca; sadece ülkemizde değil bütün dünyada tanınan ve bilinen, evrensel bir gülmece ustasıdır. Unesco 1996 yılını "Dünya Nasreddin Hoca Yılı" olarak ilân etmiş ve 1996 yılı içerisinde dünyada ve ülkemizde yapılan çeşitli etkinliklerle Hoca hem anılmış hem de tanıtımı yapılmıştır. ULUSLARARASI AKŞEHİR NASREDDİN HOCA ŞENLİKLERİ Ülkemizi ve insanımızı gerçek kültürü ile tanıtmak ve Nasreddin Hoca'nın kişiliğiyle bütünleşen gülmeceyi evrenselleştirmek amacıyla, 1959 yılından beri her yıl 5-10 Temmuz tarihleri arasında bir şenlik düzenliyoruz: Akşehir Nasreddin Hoca Şenliği. 1974 yılında uluslararası boyut kazanan şenlik, mizah ağırlığı taşımakla beraber bilim, kültür ve sanatı temel almaktadır. Etkinlikler ve özellikle de yarışmalar, mizahın farklı alanlarını içerir. Özellikle mizahın evrensel dili olan karikatür önemli bir öğe olarak karşımıza çıkar. Şenlik süresince yerli ve yabancı konuklarla, Nasreddin Hoca'yı hatırlatan ve değerlendiren söyleşiler yapılır. Ayrıca kimi ulusal, kimi uluslararası boyutta; karikatür, gülmece, öykü, fotoğraf yarışmaları düzenlenir. Halk oyunları, konserler, tiyatro gösterileri, maçlar; karikatür, resim ve fotoğraf sergileri ise, kutlamaların vazgeçilmez renkleri olarak şenlik boyunca sürer. Kent merkezinde konukların ağırlanması, turistlerin kalabilmesi için oteller, misafirhaneler bulunur. Şenlikler sırasında gerek çevre il ve ilçelerden, gerekse Türkiye'nin başka yörelerinden, hatta yurtdışından binlerce kişi Akşehir'e gelir. Medya kuruluşları; hem şenliğe katılan ünlü sanatçıları ve bilim adamlarını, hem de şenlik aktivitelerini izlemek üzere Akşehir'de buluşur. Geçtiğimiz yıl, ünlü bakırcılara yaptırılan, altı metre çapında, dört metre yüksekliğindeki "Dev Kazan" şenliklere damgasını vurmuştur. Guiness Rekorlar Kitabı'na girmeye aday kazanan, Temsili Nasreddin Hoca Erol Günaydın, yoğurt mayalamış ve binlerce ziyaretçi Hoca'nın yoğurdundan tatmıştır. Bu olay, 700 yıllık Nasreddin Hoca gülmecesinin, 21. yüzyıla girerken Akşehirli torunlarının ince zekâlarıyla yeniden yorumlanmasına örnek oluşturmuştur. AKŞEHİR ŞENLENİYOR Kırk yıl...
Bir şenlikte kırk yıl...
Nasreddin Hoca'nın felsefesini, Akşehir'den dünyaya taşıdığımız kırk yıl boyunca, kültür ve sanata dair ne varsa hepsini gülmeceyle harmanladık. "Akşehir Gölü"ne mayaladığımız yoğurt henüz tutmadı ama, uluslararası bir şenliğin tadı her yıl "Dünyanın Ortası"nda bulunan dostlarımızın damağında kalıyor. Bu yıl ise profesyonel bir yönetim ve sizlerin katkılarıyla şenliğimiz bir dönemeçte. Uygarlıklar beşiği Anadolu'da bir kent, düşüncenin gülen yüzüyle yeniden çıkıyor tüm insanlığın karşısına... Yaz güneşi haziran ayında Sultan Dağları'nın ardından ısıtmaya başlayınca Akşehir'i, Orta Anadolu'nun en büyük Açık Hava Tiyatrosu, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nı ağırlayacak. Beş bin kişi bu konserde bulaşarak, şenlik öncesinde müziğin evrensel çağrısını iletecek tüm Akşehir ve gülmece dostlarına. Temmuz başında ise, şenlik coşkusu bekliyor sizleri Akşehir sokaklarında. Elinizi çabuk tutun. Bosna-Hersek'ten Kıbrıs'a kadar pek çok ülke ve şehirden halk oyunları ekipleri şimdiden sabırsızlanıyor. Gülmecenin evrensel dili olan karikatürün yeri ise ayrı. 1974'den bu yana Uluslararası Nasreddin Hoca Karikatür Yarışması, tüm dünya çizerlerinin buluşma noktası. Bu yıl ki yarışma için, dünyanın ve ülkemizin ünlü karikastüristleri "5 Temmuz-Akşehir" için birbirlerine randevu vermeye başladılar bile. "Ya çıkarsa..." Elbette Milli Piyango da şenliğimize katılıyor. " Nasreddin Hoca Özel Çekilişi"nde, Temsili Nasreddin Hoca bu kez Akşehir Gölü'ne değil şans kürelerine maya çalacak. "Ya tutarsa" yaşadınız. 700 yıl boyunca usanmadık göle yoğurt mayalamaya ama, artık şu yoğurdu yesek de fena olmayacak dedik geçen yıl ve "Dev Kazan"da bu emelimize ulaştık. Sıkı durun bu yıl kazan doğuruyor. Şenliklerde ziyarete açacağımız Gülmece Parkı'nda, dünyanın en büyük kazanı ve yavruları sizleri bekliyor. Ama Hoca'nın kazanı bu, belli mi olur? Siz iyisi mi öleceğine de hazırlıklı olun. Gülmece adamları da, Nasreddin Hoca'nın torunlarıyla buluşacak yine. Ülkemizin seçkin tiyatrolarından, stand-up gösterilerine; söyleşilerden, imza günlerine kadar kültürel etkinlikler bu yıl de şenliğimize damgasını vuracak. Bakarsınız şenlikte, bir gece vakti türbesinden kalkan Nasreddin Hoca'yı alırlar aralarına, doyumsuz bir gülmece sohbeti doğuverir. Nasreddin Hoca Şenliği olur da sevimli karakaçanı unutulur mu? Akşehirliler, 700 yıl önce Hocalarının yaptığı gibi eşeğe ters binecekler yine. Dünyada ters giden işlere inat! Seçkin edebiyat dergileri " Nasreddin Hoca Özel Sayı"ları ile işleyecekler gülmeceyi. Kırk yıllık şenliğimizin arşivinde öncelikler gibi bu dergiler de özel yerlerini alacak. Şenlik olur da hiç çocuklar ve gençler olmaz mı? üniversitelerimizin müzik, tiyatro, çevre ve satranç klüpleri şenlik boyunca Akşehir Sokaklarını renklendirecek. Alabildiğince özgür ve coşkulu... Çocuklar ise sokak tiyatrolarından, animasyonlara pek çok etkinliği pek çok etkinliği izleyebilmek için evlerinin yolunu unutacak. Her yaştan müzik severin beğenilerine uygun farklı konserlerde binlerce insan bir araya gelecek Akşehir ve civarından. Yaz akşamlarında saatler boyu müzik yankılanacak Açık Hava Tiyatrosu'ndan ve kentin çeşitli meydanlarından. Türkiye'nin en eski kültür-sanat şenliklerinden olan Uluslararası Akşehir Nasreddin Hoca Şenliği, bu ve benzeri etkinliklerle, Temmuz ayında yine yazılı ve görsel medyanın ilgi odağı olmaya şimdiden aday görünüyor. Sizi böyle bir şenlikte, insanlığın evrensel dili gülmecenin Nasreddin Hoca'nın felsefesiyle yeniden yorumlanmasına destek olmaya davet ediyoruz.     ALTINEKİN Yüzölçümü : 1106 km²
Nüfusu : 20.427
İlçe Merkezi : 7.211
Köyler : 13.216
Rakım : 970 m.   Altınekin İlçesinin tarihi oldukça eski devirlere dayanmaktadır. İlçe Selçuklular zamanında önemli bir ticaret merkezi idi. Fakat arazinin kıraç oluşu gelişmiş olan ticaretini göçlerin başlaması nedeniyle yavaş yavaş söndürdü. Cumhuriyet Döneminde genelde tüm kamu kuruluşlarıyla birlikte gelişmiş bir yerleşim merkezi iken, bu kurumları daha sonda başka bir yere taşınmasıyla birlikte küçük bir nahiye halini almıştır. Altınekin Kasaba iken, 4 Temmuz 1998 gün ve 19507 sayılı resmi gazetede yayımlanın 3292 Sayılı Kanunla ilçe olmuştur. İlçeye bağlı 3 mahalle, 2 kasaba, 15 köy vardır. İlçenin köy ve kasabasına bağlı çok sayıda yayla ve mezrası vardır. BEYŞEHİR Yüzölçümü : 1.721 km²
Nüfusu : 105.410
İlçe Merkezi : 40.508
Köyler : 64.902
Rakım : 1125 m. Beyşehir tarihi M.Ö. 6000-7000 yılları (Neolitik) cilali taş devrine kadar uzanır. M.Ö.2000 yılları arasında Hititler; Eflatun pınar ve Fasıllar da ölmez eserler bırakmışlardır. Bu yıllarda çevre, Mısır ve Asur Devletlerinin zaman zaman istilasına uğramıştır. M.Ö. 1200 yıllarında Frigler'e geçmiş, daha sonda Psinya adında bağımsız bir devlet kurulmuştur. VII y.y. da Lidyalılar'a Persler'e, 333'de Büyük İskender'e, M.Ö.120 de Romalılar'ın eline geçerek daha sonra Doğu Roma'nın (Bizans) hakimiyetinde kalmıştır. 1071 Malazgirt Seferinden sonra Selçuklu Türklerinin idaresinde kalan Beyşehir, Anadolu Selçukluları devrinde çok önem kazanmış, Alaaddin Keykubat "Eyrinaz Gezisi" Mevkiindeki (Şimdiki Gölkaya Kasabası) Kubad-abad Şehrini kurarak burayı ikinci başkent yapmıştır. Anadolu'yu 1243'de Moğallar'ın istilasından sonra Eşrefoğlu Seyfettin Süleyman Bey, Süleymaniye (Beyşehir) şehrini kurmuş ve buradan bağımsızlığını ilan ederek Eşrefoğlu Beyiği'ni meydana getirmiştir. Beyliğin 65 kasabası, 70.000 süvarisi ve pek çok köyü vardı. İlhanlı Kumandanlarından Çobanoğlu Demirbaş 1326 yılında Eşrefoğlu Beyliği'ne son vermiştir. Bundan sonra Beyşehir, Hamitoğulları'na geçmiş, Hamitoğullarından sonra Osmanlılar ve Karamanoğulları arasında 1374 yılından 1467 yılına kadar 20 defa el değiştirmiştir. 1467 yılında Fatih Sultan Mehmet, Beyşehir'i kesin olarak Osmanlı Devleti sınırları içine katarak Karaman Eyaletinin bir Sancağı yapmıştır. Nihayet 1872 yılında Şehireminliği bugünkü belediye durumuna dönüştürülmüştür. Beyşehir İlçesi; Konya İlinin Akdeniz kesiminde Göller Bölgesinde ve Orta Toroslar arkasındaki kısmında yer almıştır. İlçeye doğudan Konya Merkezi, Seydişehir İlçesi, batısındaki Şarkikaraağaç, Eğirdir, Sütçüler ilçeleri, kuzeyde Ilgın ve Doğanhisar ilçeleri ile Hüyük İlçesi, güneyde Seydişehir İlçesi kuşatmıştır. En güney kısmında 65 km uzaklıkta olan Akdeniz'den duvar gibi yükselen Toros Dağları ile ayrılmaktadır. Beyşehir, güney ve batısında Toros sıra dağları, doğusunda Erenler, kuzeyinde Sultan Dağları ile çevrili bir kapalı havza durumundadır. Bu havzaya ortasındaki 651 km²'lik alandaki Beyşehir Gölü ayrı bir özellik vermektedir. Güney ve batısındaki Toros dağları muhtelif isimler altında bir yelpaze gibi açılırlar. Kartos, Dedegöl, Dumanlı ve Naldöken tepeleri belli başlı silsilelerdir. En yüksek yeri Anamas dağları üzerinde bulunan 2890 m. yüksekliğindeki Dippoyraz Tepesi'dir. Gölün tesiri ile bölge iklim yönünden etkilenmekte, gölden uzaklaştıkça Orta Anadolu iklim şartları kendisini hissettirmektedir. Göl civarı, çam, sedir, ardıç, köknar ve meşe ağaçları ile orman halindedir. İlçenin iklimi Akdeniz ve İçanadolu İklimi arısında olup, yazları kısa ve seri, kurak, kışları ise soğuk geçmektedir Beyşehir Kalesi : Beyşehir Kalesi, gölün doğu köşesinde eski Beyşehir Çayının şimdiki kanal köprüsünün yakınındadır. Kalenin bir kapısı ile bilhassa göl etrafındaki bazı duvar kalıntıları kalmıştır. Eşrefoğlu Camii : Cami kale ile sarıldığı için içeri şehir denilen yerde ve aynı adı taşıyan mahallededir. Cami kuzeyden güneye doğru uzanmış dikdörtgen bir plan üzerine yapılmıştır. Kuzey kapısından başka doğuya ve batıya birer kapısı açılır. Yapıda bir çeşit kumlu taş kullanılmıştır. Selçuklu Hakanı Sultan Sancar'ın emri ile 1134 yılında yaptırılmış, Eşrefoğlu Süleymen Bey tarafından 1297 yılında bugünkü şekliyle yeniden inşa ettirilmiştir. Eşrefoğlu Türbesi : Caminin doğusundadır. Eşrefoğlu 1.Süleyman Bey de buraya gömülmüştür. İçeri Şehir Hamamı : Hamam içeri şehirdedir. Hamam Selçuklu Hamam mimarisinin günümüze ulaşabilen güzel bir örneğidir. Bedesten : Hamamın karşısındadır. 1451 yılında Osmanlılar tarafından kapalı çarşı olarak yaptırılmıştır. Eflatunpınar (Hitit Çeşmesi) : M.Ö. 1300-1200 yılları arasında yapılmış kutsal bir Hitit anıtıdır. Lahit taşına işlenen tanrı kabartmaları ile süslüdür. 7 metre eninde 4 metre yüksekliğinde bu abide 14 muazzam taştan ibarettir. Fasıllar Köyü : Beyşehir'in 18 km. doğusundadır. Bizans devrine ait bir çok eserleri kapsayan Misthia Kenti Harabeleri buradadır. Bunlardan ayrı Hitit-roma ve Bizans devirlerine ait eserler vardır. Burada Hitit anıtı, Likypanus Anıtı, Bereket Anıtı ve Dieskuhlar adlı anıtlar da bulunmaktadır. Kubadat Sarayı : Kubadabat Sarayı Beyşehir'in batısında ve Beyşehir Gölünün güneyinde Gölkaya Köyünün 1.5 km. kuzeyinde sahildedir. Yazın Beyşehir Gölünün güneyinde her çeşit vasıta ile gidilebilir. Beyşehir'e uzaklığı 60 km. dir. 1. Alaaddin Keykubat tarafından inşa ettirilmiştir. Kız Kulesi : Kubadabat karşısında göl içerisinde bir kaya üzerine Alaaddin Keykubat tarafından harem dairesi olarak inşa ettirilmiştir     BOZKIR Yüzölçümü : 1489 km²
Nüfusu : 48.759
İlçe Merkezi : 10.1810
Köyler : 38.578
Rakım : 1.125 m. Bozkır eski çağda İsaura Bölgesi içindeydi. Bölgenin adını taşıyan şehir şimdiki Bozkır İlçesidir. Daha sonra İlçenin kuzey doğusuna yapılan büyük kaleye İsaura Nova (Yeni İsaura) denilince, ilçeye Lentopolis ve sona Tris-Maden adları verilmiştir. Son zamanlara kadar halk, kasabaya Siristat diyordu. Kelimenin gerçek söylenişi bilinmemekle beraber, ilçe çevresindeki kurşun madenlerini işlemekte olan ustalara baş usta anlamına gelen "Ser Üstat" denildiği için, bu kelimeden geldiği sanılmaktadır. Selçuklular zamanında bölgenin hakimi bulunan ve Bozkır İlçesini fetheden Bozkır Bey'den İlçenin Bozkır ismini aldığı bilinmektedir. Bozkır Bey'in hayatı hakkında elimizde hiçbir bilgi yoktur. Yalnız halk arasında "Yazı Kolu" denilen ilçe ve etrafındaki köylerle Suğla Gölü arasındaki az engebeli bölgede bulunan ve kendisine ait Türk Boylarıyla burada oturduğu ve adını verdiği anlaşılmaktadır. Osmanlı vergi defterinde, Bozkır adıyla anılan bölgenin yukarıda belirtilen yerin batı tarafı, kuzey ve güney havalelerinin bir kısmı kast olunmuştur. İlçenin Çumra, Karaman ve Hadim'e komşu olan bölgesinde ise 15 ve 18. y.y.'da Belviran adlı bir ilçe bulunmaktaydı. Halk şimdi bu bölgeye "Dağ kolu" adına vermiştir. İlçemiz kuzeyden Çumra ve Akören, güneyden Hadim ve Antalya, doğudan Güneysınır, batıdan Antalya ve Ahırlı il ve İlçeleriyle çevrilmiştir. İlçenin batı kesiminde Suğla Gölü mevcuttur. Ahırlı ve Yalıhüyük sınırları içerisinde kalan göz arazisi 61.100 dönümlüdür. Göl arazisi DSİ Beyşehir Gölünün tahliye deposu olarak kullanılmaktadır. Göl, güneyindeki Toroslar'dan inen kuvvetli yağışlarla beslenmektedir. Yağışların az olduğu yıllarda da göl suyu çekilmekte ve göl sahasında ekim yapılmaktadır. Torosların yüksek dağı Yıldız Dağı eteklerindeki 200-300 dekarlık krater gölüne halk arasında "Dipsiz Göl" denilmektedir. CİHANBEYLİ Yüzölçümü : 4.109 km²
Nüfusu : 67.819
İlçe Merkezi : 15.154
Köyler : 52.665
Rakım : 980 m. Cihanbeyli'nin tarihi gelişimi Konya Tarihi ile eş değerdir. Konya'yı Cihanbeyli'den ayıran doğal sınırlar yoktur. Cihanbeyli tarihi gelişimi, coğrafi ve sosyal yaşantısı yönünden Konya ünitesinin bir parçasıdır. Cihanbeyli'nin ilk adı Esbikeşan'dır. Daha sonraları "İnevi" adını almış ve uzun yıllar İnevi adının taşımıştır. Esbikeşan İlçesi ilçelikten bucaklığa, bucaklıktan ilçeliğe çok kez yer değiştirmiştir. Böğrüdelik Köyüne Cambeğli Aşireti yerleşir. Böğrüdelik 1928 yılında ilçe merkezi olur. Cihanbeyli de "Mürseli Efendi" Nahiyesi adını alarak bu ilçeye bağlanır. 1926 yılında Böğrüdelik'ten ilçelik kaldırılır. Mürseli Efendi Bucağı ilçe olur. Böğrüdelik'te bulunan Cambeyli Aşiretinin adına uygun olarak Mürseli Efendi adı Cihanbeyli'ye dönüştürülür. Yeni kurulan ilçeye Kulu Köyü, Altınekin ve Yeniceoba Bucakları bağlanır. Daha sonra 1954 yılında Kulu, 1987 yılında da Altınekin ilçe merkezi durumuna getirilerek Cihanbeyli'den ayrılmışlardır. Cihanbeyli, İç Anadolu Bölgesinin orta kısımlarına düşer. Bağlı olduğu Konya İlinin 100 km. kuzeyinde, Tuz Gölünün batısındadır. Cihanbeyli kuzeye doğru uzanan Konya Ovasının devamı gibidir. İlçenin bulunduğu kesimler geniş yayla özelliği gösterir.Ovayayla özellikleri Ankara'ya doğru Kulu ilçesi komşusunu da alarak sürer. Ovaların deniz yüzeyinden yüksekliği genellikle 950 ile 1000 metre arasındadır. Yayla kısımlarının deniz seviyesinden yükseklikleri 1000 metreyi aşar. Önemli tepesi, güneyde bulunan Bozdağ'dır. Yüksekliği 1150 m'yi bulur. Cihanbeyli'nin doğusunda Tuz gölü ve Aksaray İli, batısında Sarayönü ve Yunak İlçeleri, güneyinde Altınekin İlçesi, kuzeyinde Kulu İlçesi ile Haymana İlçeleri vardır. Yörenin tek akarsuyu İnsuyu Çayırıdır. Tersishan (Tersakan), Süt Gölü, Acı Göl ve Adil Göl, başlıca gölleridir. Cihanbeyli'nin yüzölçümü 3000 km²'dir. ÇELTİK Yüzölçümü : 637 km²
Nüfusu : 11.491 İlçe
Merkezi : 3.833
Köyler : 7.658
Rakım : 850 m. İlçenin kuruluşu 11 ve 12. Yüzyıla kadar uzanmaktadır. İbrahim Hakkı Konyalı'nın "Konya Tarihi" adlı eserine göre Çeltik'in geçmişi karaman Eyaletine bağlı akça şehrine dayanmaktadır. Çeltik yakınlarındaki İbanın Kuyusu denilen yerde kurulan Akça şehri 1902'de ilçe kimliğini kazanmış, ancak bataklığı ve sivrisinek çokluğu sebebiyle ilçe sıfatıyla önce Hatırliya verilmiş. Daha sonra da Cihanbeyli'ye aktarılmıştır. 1958 yılına kadar köy olarak kalan Çeltik, bu yıl da bucak, 10 yıl sonra da kasaba statüsü kazanmış, 9 Mayıs 1990 tarih ve 3644 sayılı "130 ilçe kurulması Hakkında Kanun" ile ilçe olmuştur. Konya'nın kuzey batısında yer alan Çeltik, Doğuda Polatlı, batıda Emirdağ, güneyde yunak, Kuzeyde ise Sivrihisar ile çevrilidir. İç Batı Anadolu üzerinde kurulmuş Çeltik'te kara iklimi hüküm sürmekte, yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kar yağışlı geçmektedir. Çeltik 2 kasaba ile 7 köye sahip bulunmaktadır. Tarıma dayalı ekonomiye sahip olan Çeltik'te çoğunlukla pancar, arpa, buğday ekilmektedir. Son iki yıldır ayrıca mısır, ayçiçeği, patates ve soğan da yetiştirilmektedir. Küçük ve büyükbaş hayvancılıkla Çeltikliler'in uğraştığı diğer ekonomik faaliyetler olarak sayılabilir. Selçuklu dönemi eseri olan Çeltik Merkez Camii, 1814 ve 1948 de 2 kez tamirat geçirmiştir. Bu yıl ise Vakıflar Genel Müdürlüğü tasarrufuyla ikinci kez restorasyona tâbi tutulmaktadır.     ÇUMRA Yüzölçümü : 2.320 km²
Nüfusu : 94.225
İlçe Merkezi : 41.645
Köyler : 52.580
Rakım : 1.009 m. Çumra ilçesi 1926 yılında Atatürk'ün emri ile kurulmuştur. 1936 yılında Romanya ve Bulgaristan'dan gelen göçmenler ilçeye yerleşmiştir. İlçenin doğusunda Karaman ili, batısında Akören İlçesi, kuzeyinde Karatay, Karapınar ilçeleri, güneyinde Güneysınır İlçeleri ile çevrilidir. İlçe ova üzerine kurulmuştur. Ancak çok az sayıdaki köyü dağlık arazidedir. Apa Köyü ile Dinek Kasabaları'nda ormanlık alanlar mevcuttur. İlçenin kuzey, güney ve doğusu verimli tarım alanlarıyla kaplıdır. İlçenin tek akarsuyu Çarşamba Çayı olup, sulama amaçlı kullanılmaktadır. ÇATALHÜYÜK : Çumra'nın 13 km kuzeyindeki Çatakhüyük Mevkiinde İngiliz ve Türk Arkeoloji ekiplerince yapılan kazılarda Neolitik Devre ait 7 katlı şehir harabeleri bulunmuştur. M.Ö.5000 yıllarında Neolitik Döneme ait medeniyetin burada başladığı anlaşılmıştır. Kazı çalışmalarına bir süre ara verilmiş olup, 1993 yılında yeniden başlanmış ve halen her yıl Temmuz-Eylül ayları arasında devam edilmektedir. Karaman Köprüsü : Karamanoğulları zamanında yapılmış olmakla birlikte Çumra Merkezi ile Sanayi Sitesi arasında bulunan yolda hizmet vermektedir. Esat Paşa Camii : İlçemiz İçeri Çumra Kasabasında Karamanoğulları zamanında yapılmış tarihi bir camidir. Son olarak 1989 yılında İçeri Çumra Belediyesi marifetiyle tadilat yapılmış ve ibadete açık bir camidir. DERBENT Yüzölçümü : 442 km²
Nüfusu : 13.330
İlçe Merkezi : 6.329
Köyler : 7.001
Rakım : 1480 m. Derbent, kelime olarak Farsça kökenli olup, geçit tutmak anlamındadır. Lügat anlamı ise iki dağ arasındaki geçit, dargeçit, dağlar arasından güçlükle geçilen boğaz gibi anlamlar taşımaktadır. Derbent teşkilat anlamında da kullanılır. Bu anlamda dağlar üzerindeki geçitlerde ve boğazlarda bulunan karakollara denir. Osmanlı döneminde dağlık bölgelerdeki geçit ve boğazlardan geçenlerin can ve mal güvenliğini sağlayan görevliye de "Derbentçi" denilmiştir. Derbentçiler etrafa musallat olan eşkiyaların yakalanmasına yardımcı olurlardı. 18. yüzyılla ait Osmanlı belgelerine göre Derbent'in eski adı Tatlarhisarı'dır. Tatlarhisarı Derbent'in kuzeyinde küçük bir köyün adıdır. 1727 yılında verilen kayda göre Tatlarhisarı Köyü Derbent hizmetlerine tayin edilmiştir. Bu belgede şu ifade yer almaktadır : "Ilgın Kazasına dahil bulunan Tatlarhisarı (Çiğil) Derbenti ahalisi, Derbent hizmetine dahil edildi. Avarızhanelerini tediye etmek ve Derbentçilik yapmakla mükellef kılındı." 1722 yılından başlayarak Derbent'e Derbent ve han ağası olarak saraya mensup Hane-i hassa, Tasberdaran-ı hassa, Silahşoran-ı hassa'ya mensup şahıslar tayin edilmiştir. 1753 de Taberdar Ali Ağa, 1814 de Taberdar Mahmut Ağa, aynı yılda Arapzade Seyit Muhsin Ağa, 1823'de de Ahmet Ağa'nın Derbent'te Derbent Ağası olarak tayin edildikleri Hat-ı Hümayun tasnifi numara 31318 de kayıtlıdır. Konya Salnamelerinde 1880 den sonra Derbent'i kayıtlı görüyoruz. Bu tarihte Derbent'te bir medrese bulunduğu, medresenin 40 tabelası olduğu kayıtlıdır. Derbent'te yerleşik bulunan halkın büyük çoğunluğu Tatlarhisarı Köyü'nün devamıdır. 1720 yılında Arkıd-Hanına Akşehir ve Ilgın kazaları ve köyleri ile birlikte Derbent civarına da 62 hane nakledilmişti. Bu 62 haneden kaçının Derbent civarına yerleştirildiği tesbit edilememiştir. Yerleştirilenler: Boz-Ulus Türkmenlerinden Kara-Halilu, Çavuşludur ve Bekirli cemaatleri (Aşiretleri) idi. Derbent 1930 yılında kasaba ve 1990 yılında da ilçe olmuştur. Yüzölçümü 300 km² olup, bunun yaklaşık 10 km'si sulanabilir vaziyette toplam 156 km² tarım arazisidir. Kalan kısım ise yerleşim yerleri ile orman ve mera arazileridir. Derbent arazisi kuzeyden doğuya uzanan Morbel Dağları, doğudan güneye uzanan Aladağ, güneyinde Ablağı ve Dikmen Dağları ile batı ve kuzeyinde yer alan yaylalarla çevrilidir. DEREBUCAK Yüzölçümü : 483 km²
Nüfusu : 18.910
İlçe Merkezi : 6.150
Köyler : 12.760
Rakım : 1235 m. İlçenin kuruluşu 1200-1300 yılları arasına kadar uzamaktadır. Önceleri Antalya ile Akseki ilçesine bağlanmış, 1900 yılında Akseki'den ayrılarak Seydişehir İlçemize bağlanmış. 1967 yılında belediye teşkilatı kurularak Beyşehir'e bağlı hale getirilmiştir. 1987 yılında kabul edilen "103 ilçe Kurulması Hakkında Kanun" ile ilçe olmuş Ağustos 1998 de fiilen ilçelik hüviyetini kazanmıştır. Konya İl merkezinin 140 km. batısında yer alan Derebucak; Toros Dağları'nın keşfedilmeyi bekleyen yayla, tepe ve mağaraları ile Konya'nın şirin ilçeleri arasında yer almaktadır. 4 kasaba ve 4 köyü bulunan Derebucak'ta halkın geçim kaynağını halıcılık, av tüfeği imalatı ve hayvancılık oluştururken 1968 yılında itibaren yurt dışına işçi olarak gidişler başlamıştır. Avrupa ülkelerine yapılan işçi sevkiyatı sonucu kooperatifçilik yaygınlaştırılmıştır. Günümüzde 15.000 hektar alanda tarım yapılabilmekte, bunun da 2.500-3000 dönümlük bölümü sulanabilir arazi oluşturmaktadır. Patates, domates, fasulye, mısır, soğan, nohut, buğday, arpa tarımı yapılan Derebucak'ta her hangi bir sanayi tesisi bulunmamaktadır. Gencek Kasabasında Av tüfekleri Üretim ve Pazarlama Kooperatifi, ilçe Merkezinde Tarım Kredi Kooperatifi bulunmaktadır. Ayrıca Gencek ve Yukarı Kayalar Kasabaları ile Pınarbaşı Köyünde tarımsal amaçlı kooperatif vardır. Okuma-yazma oranı oldukça yüksek olup % 95'e ulaşmaktadır. Mağaralarıyla dikkatleri üzerine çeken Derebucak merkezinde Balat Mağarası ile Çamlık Kasabasındaki Suludere ve Körikini Mağaraları ilginç merkezler arasında sayılabilir. Taşpınar Köyünde bulunan Hitit kabartması bölgedeki yerleşimin Hitit dönemine kadar uzandığını doğrulamaktadır. İlçe merkezinde Derebucakspor adıyla faaliyet gösteren spor kulübü bulunmakta olup, Konya 2. Amatör ve Küme futbol Liginde Mücadele etmektedir.     DOĞANHİSAR Yüzölçümü : 428 km²
Nüfusu : 34.798
İlçe Merkezi : 8.023
Köyler : 26.775
Rakım : 1.201 m. Doğanhisar M.Ö. 500 yıllarında Metyos (Meteos) adıyla kurulmuştur. M.S. 395 yılında Bizans İmparatorluğunun eline geçmiş M.S 704-708 yıllarında Emevi ve Abbasi ordularının taarruzlarına uğramıştır. Bu savaşlarda şehit olan Seyit Ahmet'in mezarı şehrin Kızılışık Mevkiinde bulunmaktadır. 1071 Malazgirt Savaşını müteakip Selçukluların batıya yayılışları sırasında 1100 yılında Doğanhisar Türk hakimiyetine geçmiştir. Şehrin adı Selçukluların arması olan doğan kuşuna izafen "Doğankalesi" olarak değişmiştir. Daha sonra Doğanhisar adını almıştır. Doğanhisar 1298 tarihinde Karamanoğulları idaresine geçmiş, Fatih Sultan Mehmet devrinde 1473 yılında Karamanoğulları saltanatına son verilerek Osmanlı İmparatorluğuna katılmıştır. Cumhuriyetten sonra 1957 yılında ilçe merkezi olmuştur. İlçe merkezi Sultan Dağlarının kuzey doğuya bakan eteklerinde kurulmuştur. Konya'nın 122 km. batısında bulunmaktadır. İlçemiz doğuda Ilgın İlçesine, güneyde Hüyük İlçesine, batıda Isparta İli, kuzey batıda Akşehir ilçesi ile kuzeyde Ilgın Argıthanı Kasabasına komşudur. İlçenin yüzölçümü 519.5 km²'dir. Yağışlar ilkbahar ve sonbahar olmak üzere 2-3 ay kadar sürer. Yazları kurak ve sıcak, kışlar yaklaşık olarak 2 ay karla örtülü kalır. Genel olarak kara iklimi hüküm sürer. İlçemizin kültürüne yansımış el sanatı olarak topraktan yapılan testicilik, Doğanhisar'ın simgesi haline gelmesine rağmen günümüzde ilçe merkezinde birkaç vatandaş tarafından yapılmaktadır. İlçemiz tarihi eserler açısından zengin bir yerleşim yeridir. İlçe merkezinde Ulucami ile Deştiğin Kasabasında merkez Camii önemli tarihi eserlerimizdendir. Koçaş Köyümüzde Yunus Emre Külliyesi, Yazlıca Köyünde Nasreddin Hoca'nın Kuzucu Sultan Türbesi, Karaağa Kasabasında Akbaba ve Caferbaba, Başköy Kasabasında Hocazade, Tekke Köyünde Dediği Sultan Türbesi, Merkez Saray Yakasında Hüsnü dede, Kızılcık Mevkiinde Seyyid Ahmet, Kuz Mahallesinde Şamlı Evliyaların mezarları bulunmaktadır. EMİRGAZİ Yüzölçümü : 829 km²
Nüfusu : 13.287
İlçe Merkezi : 7.468
Köyler : 5.819
Rakım : 962 m. İlçemiz Emirgazi tarihinin Hititlere kadar dayandığı, eski Kışla (Dikiltaş-Yukarıkışla) ve Arısama (Belkaya) da yapılan kazılarda bulunan tabletlerden anlaşılmaktadır. Hititlerden kalma eski Kışla diye adlandırılan yerleşim merkezi üzerinde bulunan kale ve Yer altı şehrinden Romalılar ve Bizanslılar faydalanmışlardır. Rivayetlere göre bu yerleşim merkezindeki ve Bağlıca köyündeki halk 5 asır kadar önce dağlara bir kısmı Arısama Dağındaki Kale'ye, bir kısmı da şimdiki Emirgazi'nin kurulu olduğu yere yerleşmişlerdir. İlçenin yaklaşık 2 km kuzeyinde yer alan ve "Kötü Dağ" ismiyle anılan dağ, üzerinde bir kale mevcut olup, kale ve çevresindeki yerleşim yerlerinde eski zamanlarda yapılan kaçak kazılar sonucu ; Hitit, Firigya, Roma ve Bizans Uygarlıklarının daha önce bu yerde yaşadıkları anlaşılmaktadır. İlçe adını, 2 km. güney doğusundaki "Emrullah Gazi" Türbesinden almıştır. İlçemiz Emirgazi, il merkezine 140 km. mesafede bulunmaktadır. Doğusunda Niğde İli, Güneyinde Ereğli İlçesi, Batısında Karapınar İlçesi ve Kuzeyinde Aksaray İli vardır. Emirgazi ilçesi İçanadolu'nun en az yağış alan bölgesidir. Ayrıca akarsu ve gölet gibi herhangi bir yerüstü su kaynağına sahip değildir. Arazi, bazı bölümlerde engebeli ise de genelde ovalıktır ve bozkırlarla kaplıdır. İlçenin tek ormanlık alanı güney bölümdeki Karacadağ'da bulunan meşeliklerdir. İlçe ekonomisine katkıda bulunan diğer bir sektör ise halıcılıktır. Atkısından çözgüsüne, her şeyi ile yünden dokunan halıcılığın gelişmesi Emirgazili'yi bir nebze göçten alı koymuştur. İlçede 20'ye yakın halıcılık şirketi faaliyet göstermektedir. İlçemizde aylık olarak 2.000 m² halı üretimi yapılmakta olup, ilçemiz ekonomisine ayda yaklaşık olarak 16 milyar TL katkı sağlamaktadır. Kale tepesindeki mağaralar, Bizans döneminden kalma bazı eserler ile ilçeye 2 km uzaklıkta olan ve ilçeye adını veren Emrullah Gazi Türbesi ise tarihten günümüze intikal eden eserlerden bazılarıdır. EREĞLİ Yüzölçümü : 2189 km²
Nüfusu : 118929
İlçe Merkezi : 77.779
Köyler : 41.150
Rakım : 1050 m. Ereğli ülkemizde 15 ayrı yerleşim yerinin adı olarak kullanılmaktadır. Bunların en tanınmış olanlarından biri Konya Ereğli'dir. Adı, Kibistra, Cybistra, Kybetra olarak anılan Ereğli ilçesinin kurulduğu yöreye zaman içinde Tuvana, Tihana, Tuvanuva isimleri de verilmiştir. Hitit, Asır, Eski Yunan, Pers, Makedonya, Roma ve Bizans'a bağlı olan Ereğli, Selçuklu döneminde uzun süren barış ortamına kavuşmuş Karamanoğulları devrinde ise Mamur Yazlık belde olarak kullanılmıştır. Yıldırım Beyazıt devrinde Osmanlı Devletine bağlanan Ereğli'de kesin Osmanlı egemenliği Fatih Sultan Mehmet Devrinde sağlanmıştır. Ereğli'nin Kuzeyi düzlük bir görünümde iken; güneyi oldukça engebelidir. Arazi kuzeyde Toros dağlarının eteğinden başlar ve engebesi giderek azalarak Konya Ovasına yayılır. İlçe Merkezinin 20 km güneyinden geçen Toros Dağlarından başka sönmüş Volkan Dağları Hasan dağı (3258 m) ve kuzeybatı Karacadağ ile çevrilidir. En önemli akarsuyu İvriz Çayı'dır. Üzerine kurulu İvriz barajı ile Ereğli'de tarım alanlarının sulanmasını sağlayan İvriz Çayı, diğer taraftan Ereğli'nin içme suyu ihtiyacını da karşılamaktadır. Tarihi Eserleri : İvriz Kaya Anıtı
Büyük Göztepe Höyüğü
Küçük Göztepe Höyüğü
Ulu Camii
Cemil Efendi Evi (Şevket Ağa Evi)
Şeyh Şehabuddin Külliyesi
Boyaca Ali Mescidi
Şeyh Şehabuddin Camii
Bağdatlı Camii
Cahı ve Çerkez Mezarlığı
Cinler ve Gülbahçe Mezarlıkları
Meydanbaşı Şehitliği
Hacı Ömer Ağa Yatırı
Şeyh Şehabuddin Camii yanındaki yatırlar
Mustafa Bey ve Emetullah Hanım Türbeleri
Celalettin Rufai Türbesi
Ahi Zekeriya Helva-i Türbesi
Adil Dede Türbesi Piri ve Budak Efendiler Kabri
Ebud Dede Türbesi
Küçük Göztepe Tümüllüsü
Büyük Göztepe Tümüllüsü
Rüstem Paşa Kervansarayı
Cağaloğlu Bedesteni
Anıt Ağaçlar
Salim Hoca Çeşmesi
Vezirli Çeşmesi
Şeyh Şehabuddin Köprüsü
Hacı Kazım Kurtoğlu Evi
Şevket Ağa Evi
Mehcure Koçak Evi
Şifa Hamamı Roma Hamamı   GÜNEYSINIR Yüzölçümü : 395 km²
Nüfusu : 22272
İlçe Merkezi : 11644
Köyler : 10628
Rakım : 1100 m.   Halk arasında "Güdelesin" adıyla tanınan höyükte ve çevresindeki bazı köylerimizde topraktan yapılmış çanak, çömlek ve madenden yapılmış çanak, çömlek ve madenden yapılmış eserler bulunması Güneysınır ve çevresinin tarih öncesi devirlerden bu yana iskan yeri olarak kullanıldığının delili olmaktadır. Daha önce Bozkır'a bağlı olan İlçemiz 1955 yılında Çumra'ya ait Karasınır ve Güneybağ (Elmasun) kasabaları haline getirilmiştir. Bu iki kasaba 9 Mayıs 1990 tarihinde birleştirilerek Güneysınır İlçesi'ni oluşturmuşlar, Güneybağ ve Karasınır ise ilçenin iki mahallesini oluşturmuştur. Konya'nın güneyinde ve Konya'ya 70 km. uzaklıkta yer alan Güneysınır İlçesinin yüzölçümü 38.000 hektardır. İlçemizin büyük bir bölümü dağlıktır. İlçede karasal iklim hüküm sürmekte beraber, az da olsa Akdeniz ikliminin ılımanlaştırıcı tesirlerinden de söz etmek mümkündür. Kış aylarında kar olarak düşen yağışlar, ilkbahar ve sonbaharda yağmur şeklindedir. Doğal bitki örtüsünün bozkır olduğu bölgemizde, yükseklere çıkıldıkça ardıç, meşe ve çamdan oluşan ormanlık alanlara rastlanır. Ormanlık alanlar yaklaşık 13.000 hektar kadardır. Toros dağlarının arasında akan Göksu deresi, İlçemiz ile Hadim İlçesi arasındaki sınırı oluşturmakta, Kızılöz ve Aydoğmuş göletleri ise başlıca su kütlelerini meydana getirmektedir. HADİM Yüzölçümü : 921 km²
Nüfusu : 53.183
İlçe Merkezi : 16.171
Köyler : 37.012
Rakım : 1495 m.   İlçemiz Hadim, Akdeniz kıyı şeridi ile Konya Ovasını birbirinden ayıran Batı Toros sıra dağlarının doğu kısmında Taşeli Platosunun tepeleri arasındaki dar vadiler üzerinde kurulmuş bir ilçedir. İlçe merkezinin tarihi antik dönemlere kadar uzanır. Çevresinde Bizans ve Roma dönemlerine ait bir çok yerleşim kalıntıları mevcuttur. 1071 Malazgirt savaşından sonra Anadolu'ya yayılarak Kara Hacı Mustafa Efendi başkanlığındaki bir aşiret Hadim'in bulunduğu yere yerleşmişlerdir. Anadolu'nun Kültürel yönden Türkleştirilmesi esnasında din alimlerinin yetiştirdiği bir yer durumuna gelen İlçemize "Beldi-i Hadimül-ilm" adı verilmiştir. İklim özelliği olarak Akdeniz bölgesi içerisinde yer alır. Konya İl Merkezine uzaklığı 128 Km'dir. İlçenin Alanya ilçesi ile sınırında kalan Gevne bölgesinde Aktepe (Geyi Dağları) 2588 m yükseklikte olup, İlçenin en yüksek noktasını oluşturur. HALKAPINAR Yüzölçümü : 483 km²
Nüfusu : 6.988
İlçe Merkezi : 2.376
Köyler : 4.612
Rakım : 1150 m. Halkapınar, Anadolu'nun en eski yerleşim yerleri arasındadır. Hitit Şehir Devletlerinden Tuvana Krallığı merkezi Aydınkent olmak üzere M.Ö. 1200 - M.Ö. 742 yılları arasında Halkapınar'a hakim olmuştur. Bu krallıktan günümüze Aydınkent köyünde bulunan Kral Warpalavas'a ait İvriz Kaya Kabartması ulaşmıştır. Asur egemenliğine geçen pınar M.Ö. 64 yılında Romalılara bağlanmış, M.S.395'de Roma'nın ikiye ayrılmasıyla Bizans denetimine geçmiştir. Adana ve Tarsus üzerinden Toroslar'a kadar ilerleyen Abbasi Devleti Yermük Savaşında Bizans'ı yenerek onlarla Halkapınar ile Ereğli'nin gelirinin vergi olarak ödenmesi şartıyla anlaşmışlardır. Abbasiler'in zayıflaması üzerine Bizans denetimine geçen Halkapınar, Malazgirt Zaferimiz'den 6 yıl sonra 1077'de Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından Selçuklular'a bağlanmıştır. 1276'da Karamanoğlu Mehmet Bey zamanında Karamanoğlu Beyliğine geçen Halkapınar, 1468'de Fatih Sultan Mehmet zamanında Ereğli ile birlikte Osmanlı sınırlarına dahil edilmiştir. Osmanlı Devleti zamanında askerden arındırılmış bölge durumuna getirilen Halkapınar, İstanbul'da oturan Dar'us sade ağası tarafından idare edilmiştir. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Halkapınar, Ereğli ilçesine bağlı bir bucak olmuş, Belediye Teşkilatına ise 1954 yılında kavuşmuştur. Eski adı Zanapa iken 1962'de Halkapınar olarak değiştirilmiştir. 20 Mayıs 1990 tarihinde ilçe yapılan Halkapınar'da ilk Kaymakam 23 Ağustos 1991''de göreve başlamıştır. İlçe halkı geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlamaktadır. Deli Mahmutlu ve İvriz çayları çevresinde bahçe ziraatı yapılmakta sebze ve meyve yetiştirilmektedir. İlçe nüfusunun %70'i tarımla uğraşıyor. Elma, armut, kiraz, vişne, ceviz, erik, kaysı ve şeftali yanısıra domates, fasulye, patates, soğan ve havuç yetiştirilmektedir. Sulama imkanı bulunmayan arazilerde buğday, arpa, çavdar ve nohut tarımı yapılmaktadır. Bölgenin arazisi yapısı nedeniyle hayvancılık yaygındır. Toplam 1675 süt ineği, 17450 koyun ve keçi bulunan Halkapınar'da Seydifakılı, Delimahmutlu, Osmamköseli ve Kayasaray köyleri "Orköy Projesi" kapsamına alınmıştır. Bu köylerdeki 31 çiftçi ailesine kuzu, koyun ve besi kredisi ödenmesine başlanmıştır. Aydınkent Köyünde kültür balıkçılığı yapılmakta ilçemiz ile Ereğli'nin canlı balık ihtiyacı böylece karşılanmaktadır. Halkapınar'ın Aydınkent köyünde bulunan İvriz Kaya Kabartması dünyanın en eski ziraat anıtlarından birisidir. Anıtın tarihi özelliği çevresinin doğal güzelliği ile birleşince Aydınkent köyü yerli-yabancı bir çok turistin uğrak yeri olmuştur. Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Teşfik Fonu Genel Sekreterliğin'ce yaptırılan 200 kişilik Ortaöğretim Öğrenci Yurdu, Halkapınar İlköğretim Okuluna devredilmiştir. Halen 160 öğrenciye hizmet verilen öğrenci yurdu dışında, taşımalı eğitim uygulaması kapsamındaki 750 öğrenciye Kaymakamlıkça ilçe merkezi ve Çakıllar köyünde açılan mutfaklarda her gün 3 çeşit sıcak öğle yemekleri verilmektedir. HÜYÜK Yüzölçümü : 448 km²
Nüfusu : 45271
İlçe Merkezi : 6.924
Köyler : 38347
Rakım : 1245 m. Hüyük'ün tarihi M.Ö 2000 yıllarında Hititler'le başlamaktadır. Bu dönemden kalan en önemli eser Eflatun Pınarı Anıtıdır. Asur, Friğ, Lidya, Pers, Büyük İskender ve Romalılar tarafından istila edilen Hüyük; pek çok uygarlığın harman olduğu nadir ilçelerimizden biridir. Anadolu Selçuklu Devleti'nin merkezi Konya, yazlık merkezinin de Beyşehir gölünün batı kıyısındaki Kubad-Abad olması, bölgemizin önemini artıran sebeplerin başında gelir. 1243 yılında İlhanlı askerleri Çobanoğlu Demirtaş komutasında Anadolu'da büyük tahribat yapmışlar, kargaşaya yol açmışlardır. Bu ortamda en az zararla kurtulmak için Konya'da oturan Hz. Mevlâna, öğrencilerinden, bölgenin elverişli yerlerinde gizlenmelerini istemiştir. İşte, bu arada Hüyük'te kurucuları olarak bilinen ve Hüyük'te türbeleri bulunan Şeyh İdris ve Şeyh Bahri'nin bu çerçevede Moğol zulmünden kaçarak Hüyük'e yerleşmiş olmaları kuvvetle muhtemeldir... Anadolu Selçukluları'ndan sonra, önce Eşrefoğulları'na, sonra da Hamitoğulları'na bağlanan Hüyük; Karamanoğulları ve Osmanlılar arasında yirmi kez el değiştirmiştir. Katip Çelebi'nin Cihannüma adlı eserinde de bahsettiği salnameden de anlaşılacağı gibi, Hüyük, 1467 yılından sonra Beyşehir Sancağına bağlı Kıreli Livası'nın köyleri arasında yer almaktadır. Hüyük ilçesi Akdeniz bölgesinin Göller Yöresinde bulunmaktadır. Konya'nın 85 km. batısında bulunan Hüyük, kuzeyinde Doğanhisar ve Şarkikaraağaç, güneyinde ise Beyşehir ilçeleriyle çevrelenmektedir. İlçenin kuzey ve doğusu Sultan Dağları'nın uzantısı olan ve ortalama yüksekliği 1500-2000 m'lik dağlarla kaplıdır. Batı'da dalgalı arazi bulunurken, güney ve güneybatısı Beyşehir Gölü'ne kadar düzlüklerden oluşmaktadır. Başlıca Dağları; Kafa Dağı (2113 m) Akdağ (1430 m) Yıldız Dağları (1583 m) ve Oluk Dağı (1828 m)'dır. Akarsu açısından oldukça zengin olan Hüyük'te, Yenici, Eflatun Pınarı, Ozan, Pınarbaşı ve İlmen dereleri sularını Beyşehir'e boşaltmakta ve yaz aylarında tamamen kurumaktadır.     ILGIN Yüzölçümü : 1394 km2
Nüfusu : 81506
İlçe Merkezi : 33040
Köyler : 48466
Rakım : 1092 m. Ilgın; günümüzden 3500 yıl önce M.Ö. 1500-1200 yılları arasında şimdiki iskan yerinin 25 km kuzey doğusunda Hititler tarafından "Yalburt" adıyla büyük bir şehir devleti olarak kurulmuştur. Klasik devirlerde Triatum olarak adlandırılan Ilgın Kral yolu üzerinde bulunması sebebiyle önemli bir şehir olarak dikkati çeker. Ege kıyısında Lida'nın başkenti Sard'dan başlayarak Mezopotamya'ya kadar ulaşan Kral yolu üzerinde bulunan Ilgın ve çevresi, sırasıyla Hitit, Firig, Lidya, Roma ve Bizans'a bağlanmış daha sonra 1077 yılında Anadolu Selçuklu Devletinin Kurucusu olan Kutalmışoğlu Süleymanşah tarafından fethedilerek, Büyük Selçuklu Devleti'ne katılmıştır. Ilgın, Anadolu Selçukluları zamanında başşehir Konya'nın değerli bir "su şehri" idi. Haçlı seferleri sırasında bir çok kere yağma edilen Ilgın, Selçuklular zamanında bilhassa Alaaddin Keykubat ve Gıyasettin Keyhusrev zamanında imar görmüştür. Alaaddin Keykubat ve Vezir Sahip Ata tarafından büyük bir kaplıca binası (hamam) inşaa edilmiştir. Bundan dolayı "Kaplıca Şehri" olarak tanınmıştır. Alaaddin Keykubat Erzincan'ı teslim eden ve kendisine yardımlarda bulunan Mengücek oğlu Davut Şah'a 1227 yılında Akşehir ile birlikte tımar olarak verilen Ilgın daha sonra Selçuklu Veziri Sahip Ata Fahrettin ve oğullarının eline geçmiştir. Selçuklu Veziri Sadettin Köpek'in türbesi ilçemizin Şıhcarullah mahallesinde bulunmaktadır. Anadolu Selçuklu Devletinin son sultanının 1308'de Kayseri'de ölmesi üzerine Anadolu'nun idaresi Moğalların bir kolu olan ve Irak dolaylarına hakim olan İlhanlı Devletinin gönderdiği valiler tarafından yönetilmiştir. Ilgın ise Beyşehir dolaylarına hakim olan Eşrefoğulları beyliğinin eline geçmiştir. Eşrefoğulları İlhanlılar tarafında ortadan kaldırılması üzerine 1307'de Isparta hakimi olan Hamitoğullarının eline geçmiştir. 1381 yılında Hamitoğlu Hüseyin Bey tarafından Osmanlı padişahı birinci Murat'a satılmıştır. Ilgın Osmanlılar'a satılmasından sonra Osmanlı Karamanlı mücadeleleri sonrasında Karamanoğulları'nın eline geçmiş 15. Yüzyılın başlarında Turgutoğulları'nın idaresine verilmiştir. Karamanlı-Osmanlı mücadelesi sırasında Ilgın da sık sık el değiştirmiştir. 1467'de Fatih Sultan Mehmet tarafından kesin olarak Osmanlı Devletine katılmış ve Akşehir Sancağına bağlanmıştır. Fatih Devrinde Karaman eyaleti vakıf ve emlak yazımı yapılmıştır. Yazımın sonunda Karaman eyaleti 11. Vilayet ve iki nahiyeye ayrılmış olup, Ilgın'da Vilayetler arasında yer almıştır. İkinci Beyazıt zamanında Karaman Eyaleti'nin ikinci bir yazımı daha yapılmış olup, bu yazımın sonunda Ilgın kaza olarak gösterilmiştir. Lala Mustafa Paşa Kıbrıs Seferine giderken Ilgın'dan geçmiş ve halk arasında Kurşunlu Camii olarak bilinen Camii ve Kervansaray yaptırmıştır. Dördüncü Murat 1638'de Bağdat seferine giderken Akşehir yoluyla Ilgın'a gelmiş kaplıcanın karşısındaki geniş ova da otağını kurmuş ve bir de Saray yaptırmıştır. Fakat bugün bu sarayın kalıntıları yok olmuştur. Mustafa Kemal Atatürk Büyük Taarruz öncesi Akşehir'e giderken Ilgın'da bir süre kalmış, birlikleri denetlenmiştir. Ilgın, Doğu'da Kadınhanı, Batı'da Doğanhisar, Akşehir, Tuzlukçu Güney'de Hüyük, Beyşehir, Selçuklu, Derbent ve kuzeyde Yunak ilçelerimizle çevrilmiştir. Ilgın'ın kuzey ve batı yönlerini çıplak dağlar, güney yönlerini ise meşelerle örtülü yer yer çam ormanlarıyla kaplı daha yüksek dağlar çevirir. İlçe merkezi düz alanda verimli topraklar üzerine kurulmuş günden güne büyüyüp gelişmektedir. ILGIN KAPLICASI : Ilgın kaplıcaları çok eski zamandan beri tanınmıştır. Romalılar ve daha sonra da Bizanslılar zamanında kaynaklar üzerinde hamamlar yapılmış olduğu gibi Selçuklular zamanında baş şehir Konya'nın değerli bir su şifa kaynağı olmuştur. Selçuklu Sultanları'ndan Alaaddin Keykubat harap olan Bizans hamamları yerine 1236 yılında ilk Türk hamamını Ilgın'da yaptırmıştır. Sonradan bu hamam Selçuklu Sultanları'ndan 2. Kıyaseddin Keyhüsrev zamanında çok hayırla hizmetlerde bulunan Selçuklu vezirleri Sahipataoğullarından Hüseyinoğlu Ali tarafından tamir edilmiştir. Daha sonra 1267 yılında Selçuklu veziri Sahipata Fahrettin Ali tarafından yeniden inşa edilmiştir. Mimari Taluya (Kelu)'dur. Böylece Ilgın kaplıcalarının şimdiki ayakta duran eski eserler bölümü tamamlanmıştır. Ilgın Kaplıcaları Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar zamanında Türk halkının Sultanlarının mürşidlerinin şifa bulduğu yerdir Gönüller Sultanı Hz. Mevlana'nın kaplıcalarda banyo aldığı, Mesnevisi'nin büyük bir kısmını burada yazdığı söylenir. Meşhur Seyyahımız Evliya Çelebi de çok etkilendiği kaplıcalarda seyahatnamesinde bahsetmeden geçememiştir. Kaplıcalar bir hamam değil şifa gücüne sahip yer altı su kaynağıdır. Esas faktörlerin başında ihtiva ettikleri madenler, minareler, izmareler, anyon ve katyonlar ile bilhassa radyo aktivite denilen ışın gücüdür. Bu nedenledir ki Ilgın Kaplıcalarının bir çok hastalığı (iç-dış) tedavi ettiği bilinen gerçektir. Renksiz ve kokusuz tabii lezzetinde kaplıca suyu 42 derece olup felç, siyatik, trahom, göz ağrıları, cilt hastalıkları, sinir ve yorgunluklar, kadın hastalıkları, romatizma, içilmek suretiyle böbrek taşlarının düşürülmesi vb. çok faydalıdır. Ilgın kaplıcaları Ilgın Belediye Başkanlığınca işletilmekte olup 526 yatak kapasitelidir. Ilgın, tarihi eserler açısından oldukça zengin ilçelerimizdendir. Bu eserlerden; Saadettin İsa Kümbeti (1826), Dediği Mahmut Sultan Mescidi ve 1. Kılınç Arslan Camii, Selçuklu döneminde inşa edilmişlerdir. Karamanoğulları beyliği devrinde Pir Hüseyin Bey Camii (Ulu Camii) yapılırken, Osmanlı Devrine ait eserler ise şunlardır : Lala Mustafa Paşa Camii (Kurşunlu Camii), Kervansaray, Handev-i Kandevi Türbesi. KADINHANI Yüzölçümü : 389 km2
Nüfusu : 41.989
İlçe Merkezi : 17.391
Köyler : 24.598
Rakım : 1030 m.

İlçemiz Klasik dönemde Pira adıyla anılmış ve uzun süre Doğu Roma İmparatorluğu tarafından yurt edinilmiştir. Asıl ününü Selçuklular devrinde kazanan ilçemiz, Selçuklu sarayına mensup olduğu sanılan, Mahmut kızı Raziye Hatun'un 1223 yılında yaptırmış olduğu kışlık han etrafında 1256 yılından itibaren oluşmaya başlamıştır. Hanın inşasında Romalılar'a ait resimle mezar taşları kullanılmış ancak bu taşların nereden toplanıp getirildiği anlaşılmaktadır. İlçemiz adını bu handan almıştır. Bilahare bu bölge Selçuklu Beyleri'nden Sait adındaki bir paşaya arpalık olarak verildiği ve bundan sonra bu kasabasının "Saiteli" adıyla anıldığı bilinmektedir. İlçemiz Karamanoğulları zamanında vilayet merkezi olarak idare edilmiş, Karaman-Osmanlı mücadelesine kuvvetleri ile katılmıştır. Kadınhanı muhtelif tarihlerde Osmanlıların eline geçmiş, tekrar Selçuklu hakimiyetine girmiş, son olarak 1467 yılında Konya ile birlikte Karamanoğullarından alınarak Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılmıştır. İlçemizde, Beykavağı Köyündeki tarihi kale kalıntısı ve Demiroluk köyünde yer altından çıkarılan Romalılar'a ait tarihi kalıntılarından başka tarihi eser bulunmamaktadır. 1880 yılında Belediye Teşkilatı kurulmuş, Sait Paşa'nın arpalığı olması nedeniyle 1919 yılında "Saiteli" adı ile ilçe yapılmıştır. 1935 yılında ise İsmi Raziye Hatun'un yaptırmış olduğu taş handan dolayı "Kadınhanı" olarak değiştirilmiştir. Kadınhanı ilçesi, Konya'nın batısında Konya-Afyon karayolu üzerindedir. İlçenin doğusunda Sarayönü ilçesi, güneyinde Selçuklu ve Derbent; batısında Ilgın ve Yunak ilçeleri kuzeyde Yunak ilçesi bulunmaktadır. İlçenin güneyi dağlık (Sultandağları), kuzeyi ovalıktır. İlçemiz sınırları içerisinde ve 5 göz adında Sarayönü ilçesi topraklarında çıkan ve ilçemiz Kökez köyünün tarımsal amaçla kullanıldığı, derecik şeklinde 2 yer üstü suyu bulunmaktadır. Ayrıca Ilgın ilçesi Çavuşcu gölünden, kanallarla gelen sulama suyuyla Atlantı Kasabasında yaklaşık 96000 dekar alanı sulamaktadır. KARAPINAR Yüzölçümü : 3030 km2
Nüfusu : 44.403 kişi
İlçe Merkezi : 28.074
Köyler : 16.329
Rakım : 995 m. Anadolu'yu Ortadoğu'ya bağlanan önemli bir yol güzergahında bulunan Karapınar'da ilk yerleşmeler Hititler'e kadar uzanmaktadır. Osmanlı'nın "Sultaniye" adını verdiği Karapınar'a 1500 yılında Celali ve Levent (Çiftbozan) isyanları gelmiştir. Eşkiyadan rahatsız olan halk, evlerini terkederek Karacadağ eteklerine çekilmiştir. Sıkıntılı günler 14 yıl devam etmiş, Çaldıran Seferine, giden Yavuz Sultan Selim'e şikayetlerini bildiren Karapınarlılar padişahtan yardım istemişlerdir. Padişah, bölgede huzur ve güvenin sağlanması için bir "Derbentçi Köyünün" kurulmasını istemiştir. İşte bu önemli, fakat geçilmesi zor ve zahmetli yerde kurulan Karapınar'ın imarı 2. Selim'in valiliği döneminde gerçekleştirilmiştir. Mimar Halepli Cemaleddin bu dönemde cami, kervansaray, han, hamam, 39 dükkanlı bedesten, 2 yel değirmeni ve 5 çeşme inşa etmiştir. Karapınar 1868 yılında ilçe olurken 1882'de ise Belediye teşkilatı kurulmuştur. Sultanın ismi 1934 yılında Karapınar olarak değiştirilmiştir. İlçemiz tarihi ve turistik eserlerin en fazla olduğu yerlerden birisidir. Bunlar Sultan Selim (Sarı Selim) Külliyesi, Yağmapınar Camii, Reşadiye Camiidir. Karapınar'daki yer altı şehirleri ve mağaralar şunlardır. Bacanak Ovası mağarası, Kumsivri Tepesinde Arap hamamı, Meke inleri, Meke tuzlası mağarası, Apak Mağaraları, Yazomca mağaraları, Çıralıgölünde yer altı şehirleri, Bağdaylı köyü Mağaraları, Kayalı kasabası toprakların mağaralar ve yer altı şehirleri, Akören köyü Mağaraları ve yer altı şehirleri. İlçemizde Valide Sultan Hamamı, Çarşı Çeşmesi, Selimiye Şadırvanı, Koca Çeşme (Taşçeşme), Ağaç Çeşmesi (Çetmi Çemesi) Apak çeşmesi, Hacı İsa Çeşmesi ve Hankapı Çeşmesi mevcuttur. İlçemizde Ali Tepesi Hüyüğü, Yağmapınar, Göynük, Tilkili, Yassıca (Çukurca ve Kızık). İnatçı, Toprak tepe Gözlük Tepesi, Tepesi delik, Küllütepe, Maltepe, Bağırsı, Kiremitlik, Kahvelti tepesi, Kuzu tömeği, Sırnık, Küçük Sırçan (Kellenin) Büyük Sırçan Gögezli Tepesi, Çukur Deper Samık Kalesi, Afşar, Çingen, İldanlı, Rakka, Çimli tepe, Yassı hüyük, Ekinlik veya Ortaoba, Eşek Tepesi, Gedeman, Kül, Kayacık hüyükleri ve İlbizlik Tepesi vardır. İlçemizde Meyil, Çıralı, Acıgöl ve Meke Tuzlası gölleri mevcuttur.    
KARATAY Yüzölçümü : 1978 km2
Nüfusu : 173 319
İlçe Merkezi : 146251
Köyler : 27068
Rakım : 1016m.   İlçemizin kuruluşu her ne kadar Konya'nın büyükşehir olması ile gerçekleşmiş ise de tarihi ve sosyal yapı itibariyle en eski ilçelerimizden biridir. İlçenin kuruluşu Prehistorik döneme kadar uzanır. Tarihi yapılaşma daha çok Selçuklu, Karamanoğulları ve Osmanlı dönemlerinin karakteristiğini gösterir. Karatay Medresesi, Şerafettin Camii ve yol güzergahında yer alan hanlar ve kervansaraylarda bu özellik kendini göstermektedir. Özellikle Konya'ya alimler beldesi vasfını kazandıran ve turizmin her mevsimde canlı kalmasını sağlayan büyük matasavvıf Mevlana Celaleddin Rumi ilçeye bambaşka bir benlik kazandırmaktadır. İlçemiz arazi yapısı genel olarak düz ve ova şeklindedir. En yüksek yeri Aksaray yolu üzerinde "Bozdağ" dır. İklim karasaldır. Bitki örtüsü iklimin karakteristik özelliklerini yansıtır. İlkbahar aylarında yağışlarla yeşilliğe bürünür. Yaz sıcaklığı ve kuraklığı ile yeşillikler kaybolur, sararır ve Bozkır halini alır. Bölgenin Obruk yöresi yayla karateri taşır ve Obruk köyü yakınlarında küçük bir Obruk Gölü vardır. Turizmin her mevsim canlı kalmasını sağlayan ve ülkemizde yerli ve yabancı turistler tarafında devamlı ziyaret edilen Mevlânâ Müzesi, Mevlânâ Celâleddin Rumi'nin arkadaşı ve yetişmesinde büyük emeği geçen Şems-i Tebrizi'nin mezarı, Dokumacılık, El İşlemeleri, Kaşıkçılık, Keçecilik, Obruk yöresinde kilim dokumacılığı gibi el sanatlarını sayabiliriz. KULU Yüzölçümü : 1521 km2
Nüfusu : 57.558
İlçe Merkezi : 19.711
Köyler : 37.847
Rakım : 989 m. Kulu, klasik devirlerde (drya) harabeleri üzerinde kurulmuştur. İlçenin 300 yıllık bir geçmişi vardır. 1780 yılında Kulupoğlu Mustafa isminde birisi Afyon dolaylarından gelerek Kulu'nun şimdiki bulunduğu yere yerleşmişlerdir. Aşiret beyinin isminin Kulupoğlu Mustafa (Kulu Beyi) olmasından ötürü ilçenin ismi kesinlik kazanmıştır. Kulu, 1926 yılında bucak, 1954 yılında ilçe olmuştur. Kulu İlçesi, doğusunda: Ş.Koçhisar, Batısında: Cihanbeyli-Haymana, Kuzeyinde: Ankara ve Haymana, Güneyinde ise Cihanbeyli ve Tuzgölü ile çevrilidir. Kulupoğlu Mustafa beyin beraberinde getirdiği kabileler ile Osmanlılar tarafından Erzurum, Muş ve Ağrı çevresinden bir takım aşiretler ilçeye iskan ettirilmiştir. Ayrıca Kırım, Türkistan taraflarından gelenler de ilçenin köy ve kasabalarına yerleştirilmişlerdir. Kulu ilçesi Ankara-Konya asfaltı üzerinde olup, E-5 karayolu ilçe sınırları içerisinden geçmektedir. İlçe ve Köylerimiz genel olarak toplu yerleşim sahalarında kurulmuş olup, dağınık, oba, yayla veya otlak bir yerleşim söz konusu değildir. Köylerimiz birbirlerine kolay ulaşım yapılacak şekilde yerleşmişlerdir. İlçe merkezinde 9 mahalle olup, en büyüğü Kemaliye, en küçüğü de Bahadırlı'dır. İlçeye bağlı 30 adet köy bulunmaktadır. İlçenin 87 Kasabası olup, bunların adları, büyüklük sırasına göre, Tavşançalı, Kozanlı, Zincirlikuyu, Karacadağ ve Celep, Tuzyaka ve Kırkpınar'dır. Kulu'da sanayinin temeli 1974 yıllarında atılmış sayılır. Bu yıllarda yapılan KULUSAN Yem Fabrikası 800 ortağı ile bir halk sektörü olup, hissedarlarına yıllık belirli miktarda kâr vermekte ve 40 işçi çalışmaktadır. İlçemizden, başta İskandinav ülkelerine olmak üzere Avrupa'nın, çeşitli ülkelerine işçi olarak giden vatandaşlarımızın ilçeye ekonomik yönden gözle görülebilir yatırımları bulunmaktadır. İlçe halkı tarımla uğraşmakta olup, buğday, arpa, şeker pancarı vb. ürünleri yetiştirmektedir. İlçenin doğusunda bulunan ve 180 kuş çeşidinin mevcut olduğu "Düden Gölü" ilçeye canlılık kazandırmaktadır. Ayrıca gölün bulunduğu alan avcılık açısında Türkiye'nin sayılı yerlerindendir. İlçenin çeşitli yerlerinde hüyükler mevcut olup Karacadağ Kasabası'nda tarihi mağaralar bulunmaktadır. İlçe halkı damak tadına düşkün olup yöresel olarak mantı, erişte, tirit, kuymak ve içil yufka yaygın olarak yapılmaktadır. Ayrıca tatlı çeşidi olarak Haside meşhurdur. Kulu ilçesi 1960'li yıllara kadar kerpiç yapılara sahipken 1960'lı yıllardan sonra betonarme binalara kavuşmuştur. İlçe merkezi, kasabalar ve köylerimizde villa tipi yapılar bulunmaktadır. İlçe merkezinde Kulu Belediyespor adı ile kurulan spor kulübü başta futbol olmak üzere 5 dalda sportif faaliyet de bulunmaktadır. Futbolda Konya 2. Amatör kümede mücadele etmektedir. Ayrıca Kaymakamlık ve Belediyeler tarafından düzenlenen turnuvalarda futbol ve voleybol müsabakaları yapılmaktadır. MERAM Yüzölçümü : 1949 km2
Nüfusu : 236.531
İlçe Merkezi : 203.616
Köyler : 32.915
Rakım : 1016m. Sözlüklerde, "İstek, amaç, gaye, maksat" anlamına geldiğinden bahsedilen "MERAM" kelimesi, Konya ilinin 3 merkez ilçesinden biridir. Atasözleri arasında "Meramın elinden bir şey kurtulmaz" olarak yer alırken deyimlerde "Meramını anlatmak, merak etmek" şeklinde geçmekte; bunlar da "isteğini, derdini anlatmak, üstüne düşmek, yapmak istemek" anlamlarına gelmektedir. Evliya Çelebi, Seyahatnamesi'nde gezip gördüğü yerler arasında bağ bahçe, bostanlardan söz ederken bağlık-bahçelik bu yerlere her defasında "Bağ-ı Meram" ifadesini kullanmaktadır; hatta buraların Konya'nın Meram'ı gibi olduğunu ifade etmektedir. "Peçevi şehrinin Baruthane mesiresi, Kırım'ın Sudak Bağı, İstanbul'un yüz yetmiş beşten fazla bahçe ve gülistanları, Tebriz'in Şah-ı Cihanbağı, Konya'nın Meram Mesiresinin yanında bir çemenzar bile değildir." Evliya Çelebi Konya İli tarihi ile Meram'ın tarihçesi arasında bir paralellik vardır. Tarih devirlerinde Konya ili Hititler, Frigler, Lidyalılar ve Persler tarafından yönetilmiştir. Büyük İskender ve Romalılar tarafından ele geçirilen Konya, Selçukluların başşehri olur. Daha sonra Konya'da Karamanoğullarının meteakiben Osmanlı Devleti'nin hakimiyeti görülür. Meram ilçesi 26.06.1987 günü T.B.M.M.'de kabul edilen kanun gereği Konya il Merkezinin Büyükşehir hüviyetine kavuşturulmasıyla kurulmuştur. Meram ilçesi kuruluş çalışmalarını tamamlayarak 08 Ağustos 1988 tarihinden itibaren hizmete başlamıştır. 27 Haziran 1987 gün ve 19500 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 3399 Sayılı Kanunla ilçe hüviyetine kavuşan Meram ilçesi, 1112 km² lik yüzölçümüyle Konya'nın önemli bir yerleşim merkezidir. Adını Meram Bağlarından alan Meram ilçesi; T.B.M.M.'nin 20 Haziran 1987 tarihli oturumumda Konya il merkezinin Büyükşehir hüviyetine kavuşturulmasıyla Karatay ve Selçuklu ilçeleriyle birlikte doğmuştur. Meram ilçesi, konum itibariyle Konya'nın güney ve güney batısında yer alır. İlçenin kuzeyinde Selçuklu; güneyinde Çumra; Akören ve Bozkır, batısında Beyşehir ve Seydişehir; doğusunda Karatay ilçeleriyle çevrelenmiştir. İlçemizin kuzeyi ve batısı dağ ve tepeleri çevrilidir, güneyi açık geniş bir ovalıktır. İlçemizin sulama suyu ihtiyacı Altınapa Barajı'ndan karşılanmaktadır. Kara ikliminin görüldüğü meram ilçesinden akarsuların yok denecek kadar az olması sulanan arazi miktarının az olması sorununu doğurmaktadır. a) Meram Bağları : Konya şehir merkezine 8 km uzaklıkta Meram Çayının da bulunduğu türkülere konu olmuş eşsiz bir mesire yeridir. Meram'da Selçuklu Devrinde Hasbeyoğlu Mescidi, Hamamı ve Dar'ülhuffazı ile Tavusbaba türbesi bulunmaktadır. b) Kızılviran Hanı : Konya-Beyşehir karayolu üzerinde olup, il merkezine 44 km. uzunlukta, kışlık ve yazlık bölümleri bulunan bir handır. c) Çayırbağı. Dere, Dutlukırı ve Ordu Çeşmesi, Hatıp, Gökyurt Köyleri (Gilistra) Meram ilçe merkezinde havası, suyu ve doğal güzellikleriyle yerli ve yabancı turistlerce aranan yerler arasındadır. d) Yemin Or

Yorum Ekle

Ad Soyad*
Eposta*
Başlık*
Yorumunuz*
Beni hatırla
* = Doldurulması zorunlu alanlar.
Foto Galeri Video Galeri
Hava Durumu
KONYA
  • ADANA
  • ADIYAMAN
  • AFYON
  • AĞRI
  • AKSARAY
  • AMASYA
  • ANKARA
  • ANTALYA
  • ARDAHAN
  • ARTVİN
  • AYDIN
  • BALIKESİR
  • BARTIN
  • BATMAN
  • BAYBURT
  • BİLECİK
  • BİNGÖL
  • BİTLİS
  • BOLU
  • BURDUR
  • BURSA
  • ÇANAKKALE
  • ÇANKIRI
  • ÇORUM
  • DENİZLİ
  • DİYARBAKIR
  • DÜZCE
  • EDİRNE
  • ELAZIĞ
  • ERZİNCAN
  • ERZURUM
  • ESKİŞEHİR
  • GAZİANTEP
  • GİRESUN
  • GÜMÜŞHANE
  • HAKKARİ
  • HATAY
  • IĞDIR
  • ISPARTA
  • İÇEL
  • İSTANBUL
  • İZMİR
  • KAHRAMANMARAŞ
  • KARABÜK
  • KARAMAN
  • KARS
  • KASTAMONU
  • KAYSERİ
  • KIRIKKALE
  • KIRKLARELİ
  • KIRŞEHİR
  • KİLİS
  • KOCAELİ
  • KONYA
  • KÜTAHYA
  • MALATYA
  • MANİSA
  • MARDİN
  • MUĞLA
  • MUŞ
  • NEVŞEHİR
  • NİĞDE
  • ORDU
  • OSMANİYE
  • RİZE
  • SAKARYA
  • SAMSUN
  • SİİRT
  • SİNOP
  • SİVAS
  • ŞANLIURFA
  • ŞIRNAK
  • TEKİRDAĞ
  • TOKAT
  • TRABZON
  • TUNCELİ
  • UŞAK
  • VAN
  • YALOVA
  • YOZGAT
  • ZONGULDAK
oC
Perşembe Cuma Cumartesi Pazar
Fasıl Kutusu
Namaz Vakitleri
KONYA
  • ADANA
  • ADIYAMAN
  • AFYON
  • AĞRI
  • AKSARAY
  • AMASYA
  • ANKARA
  • ANTALYA
  • ARDAHAN
  • ARTVİN
  • AYDIN
  • BALIKESİR
  • BARTIN
  • BATMAN
  • BAYBURT
  • BİLECİK
  • BİNGÖL
  • BİTLİS
  • BOLU
  • BURDUR
  • BURSA
  • ÇANAKKALE
  • ÇANKIRI
  • ÇORUM
  • DENİZLİ
  • DİYARBAKIR
  • DÜZCE
  • EDİRNE
  • ELAZIĞ
  • ERZİNCAN
  • ERZURUM
  • ESKİŞEHİR
  • GAZİANTEP
  • GİRESUN
  • GÜMÜŞHANE
  • HAKKARİ
  • HATAY
  • IĞDIR
  • ISPARTA
  • İÇEL
  • İSTANBUL
  • İZMİR
  • KAHRAMANMARAŞ
  • KARABÜK
  • KARAMAN
  • KARS
  • KASTAMONU
  • KAYSERİ
  • KIRIKKALE
  • KIRKLARELİ
  • KIRŞEHİR
  • KİLİS
  • KOCAELİ
  • KONYA
  • KÜTAHYA
  • MALATYA
  • MANİSA
  • MARDİN
  • MUĞLA
  • MUŞ
  • NEVŞEHİR
  • NİĞDE
  • ORDU
  • OSMANİYE
  • RİZE
  • SAKARYA
  • SAMSUN
  • SİİRT
  • SİNOP
  • SİVAS
  • ŞANLIURFA
  • ŞIRNAK
  • TEKİRDAĞ
  • TOKAT
  • TRABZON
  • TUNCELİ
  • UŞAK
  • VAN
  • YALOVA
  • YOZGAT
  • ZONGULDAK
 Anket
Konya Lezzetlerinden Hangisini Tercih Edersiniz?
Topalak
Kaygana
İrmik Helvası
Sacarası
Su Böreği
Zerde
Etli Pilav
Düğün Çorbası
Bamya
Börek
Mevlana
Etliekmek
Fırın Kebap
Arabaşı
     Diğer Anketler
Döviz Kurları
DOLAR3.4719
EURO4.1683
iMKB105201
Bugünkü ziyaretçi sayısı   : 62
Toplam ziyaretçi sayısı     : 742995